• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ZORLUKLARIN ÜSTESİNDEN GELMEK

Zorlukların Üstesinden Gelmek

"Ey imân edenler, sabırla mücadeleye devam ederek, kendinizi eğitip sıkıntılara katlanarak, kötülüğe engel olup iyilik yaparak ve namazları kılarak Allah’tan medet umun, size arka çıkmasını isteyin. Allah sabrederek mücadeleye devam edenlerle beraberdir." (Bakara, 153)

Yolu tımarhaneye düşen bir hoca, tımarheneyi gezerken kendisini hayrete düşüren bir hadiseye şahit olmuş. Elleri ve ayakları bağlı bir delinin sevinç içinde bağırıp çağırdığını, keyiften coştuğunu görmüş. Yanına giderek sormuş: “Yahu, elin ayağın bağlı. Bir tutsaksın, bu keyif niye, bu sevinç niye? Görmüyor musun halini? diye sormuş.  Deli: “Benim elim ayağım bağlı, gönlüm değil. Gönlüm özgür olduktan sonra elim ayağım bağlı olsa ne çıkar, bir denizdeyim ben, hürüm ben.” demiş.

 Kur’an-ı Kerim’de, “De ki: Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."(Tevbe Suresi, 51) ayetinde başımıza gelecek hadiseleri, kaza ve kader inancımız çerçevesinde değerlendirmemiz ve daima yüce Yaratıcı’ya tevekkül etmemiz buyurulmaktadır.

Mevlana der ki, “Üzülme, eğer istediğin olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur."

Hayatımız her zaman düz bir çizgi şeklinde gitmez. Zikzaklar olabilir, inişler, çıkışlar; neşeli haller, kederli anlar.. Bazan çıkamayız işin içinden. Boşa koyarız dolmaz, doluya koyarız almaz. İşte böyle durumlarda bir karamsarlık kaplar bizi. İşte böyle vakitlerde kendimizi kontrol edemilmemiz, zorlukların üstesinden gelebilmemiz önemlidir. Yani kendimizi kuşatılmış, eli ayağı bağlı bir tutsak gibi düşündüğümüz anda gönlümüzü genişletmeliyiz. Eli ayağı bağlı deli adamın kendini bir denizde hür hissetmesi gibi biz de dış etkenlerin esaretinden içimizdeki genişlikte yol alarak kurtulabiliriz.

Adamın biri çok mutsuzmuş. Ne şarkı, ne türkü ne espri ne de arkadaşları.. Onu hiçbir şey mutlu edemiyor, sürekli kendisini kötü hissediyor, hayatın tadını alıp şöyle keyiflice bir gülemiyormuş. Doktora gitmiş sonunda. Doktor bir sürü soru ve testlerden sonra fiziki bir hastalık tespit edemediğini söylemiş. Adam başka doktorlara da gitmiş, sonuç aynı. Tekrar dönmüş ilk gittiği doktora. Doktor yine muayene etmiş ve bir hastalık bulgusuna rastlayamamış. Psikolojik bir sorun olabileceğini, kendilerinin bunu tedavi edemeyeceğini söylemiş. Adam kapıdan çıkacakken demiş ki: "Durun, bir tavsiyem var. Her sene bahar aylarında kasabaya bir sirk kuruluyor ve oraya bir palyaço geliyor. Herkesi güldürüyor. Bazı hastalarıma tavsiye ediyorum faydasını görüyorlar. Belki size de .." Adam: "Doktor Bey, işte herkesi güldüren, ama kendisi gülemeyen, o palyaço benim." der.

Zaman her şeyin ilacı. Sen Hakk’a tevekkül kıl / Sabreyle ve râzı ol /Tevekkül et ve rahat bul /Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler. Moralimizi yükseltmek ve hayata daha pozitif pencereden bakmamız lazımdır. Elimizdekilerin kıymetini bilemiyorsak, beynimizde yıkıcı ve yıpratıcı fikirler vardır. Bunları çıkarıp atmalıyız.  

 1992 Barselona Olimpiyatları sırasında yapılan bir araştırma, bronz madalya alan üçüncülerin, gümüş madalya kazanan ikincilerden çok daha mutlu olduğunu gösteriyordu. Çünkü ikinciler "birinciliği kaçırdım" diye başarılarının tadını çıkaramazken, üçüncüler podyuma çıkmaktan mutluydular.

 Kendini iyi hissetmek, karamsarlığa düşmek istemiyorsak, hedeflerimizin peşinde koşmalıyız. Bunu yaparken de yapacağımız işe kendimizi odaklamamız ve birini bitirince diğerine yönelmemiz Kur'an'ın müminlere (İnşirah Suresinde, "Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık var, bir işten boşaldığın vakit yine kalk yorul" ayetinde gösterdiği bir yoldur.

Boş kalmak, zamanı israf etmektir. Zamanı iyi kullanmış olmanın verdiği mutluluk, insanın kendini iyi hissetme sebeplerinden biridir. Sürekli işini bitirememe,  hep ertesi güne bırakma duygusu insanı huzursuz eder. Belki bu sebeple Peygamber Efendimiz (sav)'in bugünün işinin yarına bırakılmaması tavsiyesi gönül huzuruna da etkisi sebebiyledir. Eğer her gün işimizi tamamlayabilir, bir şeyi istediğimiz gibi neticelendirebilirsek, büyük bir yükün her gün bir küçük parçasını üzerimizden atmış ve kendimizi daha huzurlu hissederiz.

 Anlatılır ki, kralın biri çok mutsuzmuş, bir türlü mutlu olamıyormuş. Kralın derdini anlayan ermiş kişi bir tavsiyede bulunmuş krala. “Bütün ömründe hep mutlu olmuş, hiç üzülmemiş bir adamı bulup, onun gömleğini giyiniz. Ancak bu şekilde mutlu olabilirsiniz” demiş. Kral, böyle bir adamı hemen arayıp bulmaları ve gömleğini getirmeleri için adamlarına emir vermiş. Adamlar, her yeri aramışlar, ülkeyi bir ucdan diğer uca didik didik etmişler, "hep mutluyum" diyen birine rastlamamışlar. Biraz daha aramalarını sürdürünce, dağ başında garip bir çoban “evet” demiş, “ben hep mutluyum, mutsuz olduğm zamanı hiç hatırlamıyorum.” Kralın adamları sevinmişler ve tekrar tekrar sormuşlar: “Gerçekten hep mutlu musun?” “Evet, ben mutsuzluk nedir bilmem” demiş. Kralın adamları çobana durumu anlatıp gömleğini krala vermesi gerektiğini söylemişler. Yılların mutlu çobanı işte o an mutsuz olmuş, Üzülerek “benim hiç gömleğim olmadı ki” demiş.

Derdi veren Allah dermanını da vermiştir. Arayıp bulmalıyız. Kendimizi strese sokmanın, psikolojimizi olur olmaz bozmanın hiç anlamı yok. Üzülme der Mevlana;  "sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle, tozunu, kirini alır." der ve "niye kederlenirsin? sorusuyla devam eder; "taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmayı dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır."

 

Yılmaz ŞEN - 13 Temmuz 2013

  
114 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın