• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
OSMANLI’DAN ÖNEMLİ NOTLAR

OSMANLI’DAN ÖNEMLİ NOTLAR

Yedi asır boyunca insan haklarına ve hukukuna riayet ederek üç kıtada hüküm sürmüş Osmanlı Devleti'nin hayata ve insana bakışı her geçen gün önemini daha da hissettirmektedir. Özellikle müslümanların yaşadığı coğrafyada bitmeyen olaylar, dinyen acılar, durmayan kan ve göz yaşı nazarımızı bir kez daha Osmanlı'ya celbetmemize neden oldu.  Müslüman ülkelerin içinde bulunduğu, sosyo-ekonomik durum ve ortadaki ibretlik durum, aslında Batılıların yani İslam Medeniyeti karşısındaki Batı Medeniyetinin yıllardır planlanan ve tezgaha konulan oyunları sebebiyle olsa da bizim tarihimizi, ecdadırmızı, değerlerimizi iyi bilmemizden kaynaklanmaktadır. Hani Nasreddin Hoca'nın eşeğine ters binmesinin hikmetini geldiğim yolu unutmamak olarak izah etmesi, biz ve gençlerimizin Osmanlı'nın nasıl bir devlet sistemi ortaya koyduğunu, insana ve hayata hangi zaviyeden baktığını idrak etmesi bu bakımdan önemlidir.

Yüzyıllar boyu Osmanlı ülkesine gelip tetkiklerde bulunan Avrupalı gezginler, gördükleri, yaşadıkları ve tespit ettiklerinden çok etkilenmişlerdir. Bunları eserlerine de yazan bu gezginler Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile mukayese kabul etmez insan hakları uygulamaları karşısında şaşkınlıklarını dile getirmekten kendilerini alamamışlar, kendi toplumları için de böylesine "hakça" ve "insanca" bir yönetim temenni etmişlerdir.
 Osmanlı Devleti'nin ve insanının nezaket, nezafet, temizlik, görgü, incelik ve insan ilişkilerine dair tarih ve edebiyat kitaplarına geçmiş, yabancı gezgin ve gözlemcilerin tespit olarak da aktardığı önemli notlardan bazırlarını aktarmak istiyorum.


Padişahlar tek başlarına savaş ilan edemezlerdi:

Padişahlar savaş ve barış ilanı hakkından bile mahrumdurlar. Bunun için ulemanın onayını almak zorundadırlar. Örneğin Sultan IV. Mehmed, Macaristan savaşını erteleyememiştir.


Zevk ve keyfine düşkün padişahlar tahtan indirilebilirdi:

İsrafa ve sefahate meyleden padişahlar, ulema fetvasıyla halledilir (Tahttan indirilir). Avrupa'daki gibi istibdat ve mutlakiyet yoktur, insanlık vardır.


Padişahlar görevine başlarken Kur’an’a bağlı kalacağına dair yemin ederdi:

Her padişah, tahta çıkar çıkmaz Kur'an'a ve töreye bağlı kalacağına yemin eder.


Padişahlar sadece kendi paralarıyla yaptırdıkları camilere ismini vermişlerdir:

Kendi yaptırdığı camiin dışında hiçbir padişahın adı hiçbir binaya, şehre, esere verilmemiştir. Bu gelenek cumhuriyetten sonra oluşmuştur.


Herkes padişahı tenkit edebilirdi:

Halk, padişahı açıktan açığa tenkit etmek, devlet ve hükümet adamlarını alaya almak hakkına sahiptir. Vaizler vaazlarında, halk hatipleri meydanlarda tenkit hakkını kullanırken zabıta müdahale etmez. Özgürce konuşurlar. Bunun sayılamayacak kadar örneği vardır.


Padişahlar tüm halkların hak-hukukunu gözetmek zorundadır:

Padişahlar yalnız Müslüman milletin değil, yönetimi altında bulunan gayrimüslim milletlerin de hakkını hukukunu muhafazaya mecburdur.

Padişahlar da dahil herkes kanun önünde eşitti: 

Osmanlı bir "Töre Devleti" kurmuştur, Başta padişahlar olmak üzere, kanun-u kadim, özetle "töre", herkesi bağlar. Hiç bir kimsenin kudret ve kuvveti "mutlak" değildir. Özellikle padişahlar denetim altında olup kanunlarla törelere uymak zorundadırlar.

 

Devlet canlıların hepsine yönelik hizmetler üretirdi:

Osmanlı Devleti, insan, hayvan ve bitkiye yönelik hizmetler üreten büyük bir hayır kurumuna dönüşmüştür. Padişahlar bu büyük hayır kurumunun garsonlarıdır.

 

Din adamlarının yetkisi padişahtan daha fazlaydı:

Yükselme devrinde padişahların şeyhülislâmları görevden alma yetkileri yoktur, ama şeyhülislâmlar padişahları azletme yetkisine sahiptirler. 

 

En nüfuzlu kişi şeyhülislamdır:

Osmanlılarda en nüfuzlu insan padişah değil, şeyhülislâmdır. Şeyhülislâmın herhangi bir kararına padişahın itiraz etmesi sözkonusu bile değildir. Padişahların isteğini reddeden pek çok Şeyhülislâm vardır.

 

Devlet, insanı merkez kabul etmişti:

Osmanlı Devlet sistemi, pek çok yabancı düşünürün tetkik ve tescilinden geçtiği üzere "mutlakiyet" değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü anlayışa yatkın demokratik bir yapıdır. İnsanı merkez alan anlayışın kaynağı Kur'an'dır ve Kur'an hükümleri zulüm ve istibdad meyline karşı en büyük engeldir. Bu yüzden padişahlar ve yöneticiler zulmü bir yöntem olarak benimsememişler, bu yoldaki bazı münferit hareketleri ise şiddetle cezalandırmışlardır.

 

Halkın iradesi padişahın iradesinin üstündedir:

Halkın iradesi padişahın nüfuz ve kudretinden üstündür. Bu yüzden padişahlar zaman zaman kıyafet değiştirip halkın içine karışmakta, talep ve değerlendirmeleri birinci elden almaya özen göstermektedirler.

 

Osmanlı Devleti, isimsiz bir cumhuriyettir:

Sultan I. Mahmud Devri Reisü'l-Küttablarından (Dışişleri Bakanı) Emirzâde Hacı Mustafa Efendi'nin, Fransız Sefiri Marquis Villeneuve'e söyledikleri meşhurdur: "Aslına bakarsanız, Osmanlı Devleti, adı henüz konmamış bir cumhuriyettir."

 

İnsan haklarına riayetsizlik kul hakkıdır:

Avrupa'da hiçbir insan hakkı yokken, Osmanlı'da padişahların ve diğer yöneticilerin, insan haklarına riayetleri diplomatik belgelerden anlaşılmaktadır. Bu da zaten inanç temellidir. Çünkü insan haklarına riayetsizlik kul hakkını gözetmeme anlamına gelir.

 

Hayvan hakları en iyi şekilde korunmuştur:

Osmanlılardaki merhamet duygusu hayvanları dahi kucaklayıcı tarzdadır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılırdı. Sokaklardaki sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtılırdı. Kış aylarında dağlardaki yabani hayvanların aç kalmamaları için hayvan vakıfları kurulmuş ve bu vakıflar yabani hayvanlar için dağ, tepe, orman demeden kuşlar, kurtlar ve diğer hayvanlar için belli yerlere yiyecek bırakmışlardır.

 

Tam bir din ve vicdan özgürlüğü vardır:

Osmanlı Devleti'nde Müslüman olmayan insanların dinlerini özgürce yaşama hakları mevcuttur. Kimse onlara baskı yapamaz, kimse kem gözle bakamaz (Fatih'in Amannâme’si), kimse onları aşağılayamaz ve asla kınayamaz.

 

Kimse intikam hissi beslemezdi:

Türkler herhangi bir intikam hissi beslemekten son derece çekinirler: Dinlerinin bu hususa âit bir hükmü gereğince cuma namazına başlamadan önce düşmanlarını affettiklerini âdetâ ilân etmek durumundadırlar. Aksi halde namazlarının kabul edilmeyeceğine inanırlar. Ayrıca her bayramın birinci günü onlar için umumi bir barış günüdür. Birbirlerine rastladıklarında el sıkışırlar. Küçükler büyüklerin elini öptükten sonra başına koyup,

'Bayramın mübârek olsun!' der."

 

Kadınların haklarını koruma adına yapılanlar bütün milletlere örnektir:

Türklerin kadınlara karşı olan muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Mesela bir erkek ağır bir suçtan dolayı idam edilip bütün mal varlığına el konsa bile karısına ve çocuklarına gayet iyi muamele edilir. Kadınların mücevherlerine dokunulmaz. Çocuklar devlet himayesine alınıp bırakılır." (Zamanın Avrupa'sında idam edilen erkeğin tüm mal varlığı ile birlikte yakınlarının takılarına da el konulurdu).

 

Kutsal topraklara büyük önem verilmiştir:

Osmanlı devletinde her yıl Surre-i Hümayun ile İstanbul'dan Haremeyn'e (Mekke ve Medine) para ve örtüler armağan olarak gönderilmekteydi. Buna  "Surre Alayı” deniyordu. Gönderilen örtülerin içinde en önemlisi Kabe'ye giydirilen kisve ve üzerinde sultanın adını taşıyan Kâbe kuşağıydı. Surrelerle birlikte her yıl Mekke'ye (Kabe'ye) ve Medine'ye (Ravza-i Mutahhara ve sahabe mezarlarına) yeni örtüler gönderilir ve eskileri İstanbul'a getirilirdi. Sürre Alayı’nın merasimle Dersaâdet’ten (Başkent İstanbul) çıkışı, dindar halkın nazarında muhteşem bir eğlenceydi..

 

Mahyalar Ramazan’da camilerin süsüydü:

Ramazanların değişmez görüntüsü "mahya"nın, hazırlanıp iki minare arasına asılması Osmanlı halkının özenle gerçekleştirdiği geleneklerden biriydi. Halk tekbirlerle bu olaya eşlik eder, böylece hem sevap kazandığına inanır, hem de eğlenirdi.

 

Ecdadımız, adabı muaşerette dünyaya güzel örnek olmuştur:

Türk halkının üstü-başı çok temizdir. Hâl ve tavırlarında büyük bir asalet, yüzlerinde tatlı bir sükûnet ve nezaket vardır! konuştukları dil hoş ve ahenklidir. Sohbet edenlerin ifadeleri veciz, telaffuzları tertemizdir! Tebessümlerine incelik, el hareketlerine zarafet ve sadelik hâkimdir...

 

Konuşma adabına herkes uyardı:

Türkler konuşurken tek tek konuşur, asla birkaçı birden konuşmaz. Konuşan, umumiyetle sözünü kısa tutar. Dinleyen de, söz bitene kadar sabreder. Birbirlerine karşı fikirlerini hürmetle savunurlar. Söylenen sözlerde herhangi bir fenalık, koğuculuk, iftira gibi kötülükler ve edebe aykırı laubalilikler yoktur.

 

Yaşlı ve büyüklere hürmet had safhadaydı: 

Yaşlı ve büyüklere karşı hürmetle onların hakkına riayet, hayal edilemeyecek bir nezaket içindedir. Diyebilirim ki Osmanlıların duruşlarındaki masumiyet onların adete ahlaklarını teşhir eder, Yürüyüşlerinin serbestlik ve ihtişamı, misafir kabullerindeki güler yüzlülükleri ve nihayet selâmlığa girip çıkarken riayet ettikleri teşrifat kurallarının zarafeti karşısında hayran olmamak elde değildir.

 

Söz namustur:

Vaatlere dindarane bir sadakat göstesteririlir, yemin ve ahitlere son derece sadık kalınırdır.

 

Yılmaz ŞEN

  
82 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın