• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
KURBAN KESME PSİKOLOJİSİ

KURBAN KESME PSİKOLOJİSİ

Hikâye: Hz. İbrahim, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah'a kurban etmeyi adamıştı. Aradan yıllar geçer oğulları olur, büyürler. sonra, Bir gece rüyasında  “Nezrini yerine getir” şeklinde hatırlatılır.                                                                         

Tevriye gecesi (arefe gününden önceki gün) gördüğü rüyanın Allah tarafından mı yoksa şeytan tarafından mı olduğunu anlayamaz.

İkinci gece aynı rüyayı görür: “Nezrini yerine getir” deniyordu.  Bu sefer rüyanın Allah tarafından olduğunu anlar.

Üçüncü gece aynı rüyayı görür, rüyasında yine “Nezrini yerine getir”  emrini alır. Artık oğlu İsmail’i kurban olarak kesmeye karar verir.

Hz. İbrahim hiç tereddüt göstermeden bu konuyu oğlu Hz. İsmail’e açar, baba oğul büyük bir teslimiyetle ilâhî emri yerine getirmeye yönelirler. Hz. İbrahim, Allah için oğlu İsmail’i kurban etmekte iken, bıçak İsmail’in boynunu kesmez. Bu iş defalarca tekrarlandığı halde, bıçak bir türlü, İsmail’in boynunu kesmez.

Hz. İbrahim, başını göğe doğru kaldırıp, bıçağın kesmediğini söyleyecek olur ki; Allah, İsmail’in canına karşılık, gökten bir kurban indirir ve Hz. İbrahim de, İsmail’in yerine gönderilen, koçu (? hayvanı) kurban olarak keser.

Bu olay insanlık tarihi içinde, önemli bir kilometre taşıdır. Modernleşmenin başka bir ayağıdır. Çünkü bu olayla, insan artık kurban edilmekten kurtulmuştur.

Bu tarihî olay Kur'ân’ı-Kerimde Saffat (Suresi 100-111) şöyle haber verilmektedir:

 

رَبِّ هَبْ لى مِنَ الصَّالِحينَ  فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَليمٍ  فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْىَ قَالَ يَا بُنَىَّ اِنّى اَرى فِى الْمَنَامِ ْ اَنّى اَذْبَحُكَ فَانْظُر مَاذَا تَرى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنى اِنْ شَاءَ اللّهُ مِنَ الصَّابِرينَ فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبينِوَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا اِبْرهيمُقَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ  اِنَّ هذَا لَهُوَ الْبَلؤُا الْمُبينُ  وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظيمٍ  وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ  سَلَامٌ عَلى اِبْرهيم كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ  اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ

            “(İbrahim), 'Ey Rabbim! Bana iyilerden (bir oğul) ihsan et', dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince; 'Ey oğlum!, Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?' dedi. (İsmail), 'Babacığım! Sana ne emrolunuyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın' dedi. Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olup. İbrahim de onu yüz üstü yere yatırınca,  ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız” “Şüphesiz bu apaçık imtihandır.” (İsmail'e karşılık) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisinden sonra gelenler arasında ona güzel bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim’e, 'İşte biz iyi insanları böyle ödüllendiririz. Çünkü o mü’min kullarımızdandır” (Saffat, 37/100-111).

1) Hacc suresinin 28. ayetinde kurbandan bahsedilir ve bunların Allah adına kesilmesi, etlerinin ne şekilde değerlendirileceği belirtilir.

 

لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ فى اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقيرَ

Hacc / 28. Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar . Artık ondan hem kendiniz yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.

2) Kevser Suresinin 2. ayetinde epygamberimizin dolaysıyla biz Müslümanların kurban kesmeleri emredilmektedir.

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

Kevser / 2. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.

3) Hacc suresi 34. ayette her ümmetin kurban ibadeti ile yükümlü oldukları belirtilir.

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ فَاِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ اَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتينَ

Hacc / 34. Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık...

4) Hacc suresinin 37 ayetinde ise kurban ibadetinde kanın ve etin önemli olmadığı, asıl önemli olanın takva olduğu vurgulanır.

لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ كَذلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّهَ عَلى مَا هَديكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنينَ

Hacc / 37. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!

Kurban ibadetinin kesin dayanağı, konu ile ilgili Peygamberimizin sözleri ve uygulamalarıdır. Kurban ibadeti; hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.) Medine'de 10 yıl ikamet etmiş ve her yıl kurban kesmiştir ve birçok hadisinde kurban kesilmesini teşvik etmektedir.

Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmaz. Şüphesiz ki kesilen kurban kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnakları ile gelir. Hiç şüphe yok ki kesilen kurban, kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse gönüllerinizi kurban ile hoş ediniz.”

************

Bu topraklarda akılla izah edilemeyen her şey, puslu bir mesafede ve uzak durulması gerekenler listesinde olduğu için bayram da, ardı araştırılmayan "geleneksel bir eğlence"dir.

Kurban, müslümanın bedeniyle, ruhuyla, malıyla, canıyla katıldığı bir ibâdettir. Yani kurban çok yönlü bir ibadettir.

Kurban, psikolojik ve sosyal yönü bulunan bir ibadettir. Kurban yapmayı "katliam" zannedenlerin anlayamadıkları taraf da budur.

Kurban, canlının kesimiyle ilgili bir şeydir. Bir eşyanın tasadduku ne kadar önemli olursa olsun kurban sayılmaz. Kurban parası, bundan azı veya daha çoğu kadar bir meblağ veya mal, yoksullara/muhtaçlara verilebilir. Böylece "tasadduk" ibâdeti yapılmış olur. Bu, "sadakanın kurban yerine geçeceği" demek değildir; kurban ibâdeti ancak belli hayvanları boğazlayarak yerine getirilebilir. Sadaka, kurban borcunu yerine getirmez.

Kurban'ın tarihi İslâmiyet'te Hz. İbrahim'in (a.s.), oğlu Hz. İsmail'i (a.s.) kurban etme teşebbüsü ile başlar. Bu teşebbüs, bizzat Allah tarafından Hz. İsmail'in yerine bir koç kurban edilmesi şekline çevrilir. Daha sonra da bizlerde koyun kurban etme şeklinde devam eder.

Hz. İbrahim'in (a.s.) kurban olarak evlâdını seçmesi tesadüfî değildir. Bunu, sadece sevgi ile değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü insan pekâlâ ailesini de evlâdı kadar, belki de daha fazla sevebilir.

Evlâd babanın ve ananın bir parçasıdır. Yani ana-baba ile evlâd arasında sadece manevî bir bağ olan "sevgi"den başka, maddî bakımdan da kuvvetli bir bağ mevcuttur.

Evlad, ana babanın yıllar süren emeklerinin karşılığı, ömürlerinin bir parçası, kendilerinin dünyadaki devamcısıdır.

Aynı özellikler kurbanlıkta da söz konusudur.

Kurbanlık, para ile alınmaktadır. Para ise emektir, zamandır. Kazanmak için insanın ömründen bir kısımdır, hayatından bir parçadır.

Para, insanın evlâdı gibi hem maddî ve hem de manevî olmak üzere her iki tarafının da tamamlayıcısıdır ve onlar öldükten sonra da iyi veya kötü olarak tıpkı evlâd gibi onların bir devamcısıdır. (Sadaka-i cariyede olduğu gibi)

İşte bu gerekçelerle Hz. İbrahim'in, evlâdı Hz. İsmail'i kurban etme teşebbüsü, alın terimizin karşılığı ile alınan kurban ile devam etmektedir.

Hz. İbrahim'in, evlâdı Hz. İsmail'i kurban etme teşebbüsünde, Hz. İbrahim'in hareket noktası Allah aşkı idi. Allah aşkının Hz. İbrahim'deki tezahür ve tecellisi idi. Hz. İbrahim'in, kemaliyle sahip olduğu ilâhî sevgi dolaysıyla evlâdını kurban etmeye lüzum hâsıl olmadı ve bu sevgi bir kurtarıcı olarak tecelli etti.

Kurban, ilâhî sevgiye nail olabilmek için para, mal, mülk gibi ikinci-üçüncü dereceden birtakım sevgilerimizi bu ilâhî sevgiye feda edebilmek gayretinden başka bir şey değildir.

Kurban olarak kesilen hayvanlar, hem bizzat kendi varlığıyla ve hem de alındığı karşılık itibariyle maddedir, maddeyi temsil etmektedir. Onu almak için para kazanmak gayesiyle sarf ettiğimiz "Enerji-Güç-Kuvvet" itibariyle maddedir. Enerji karşılığında kazandığımız ve alırken de vermek mecburiyetinde olduğumuz "para" itibariyle maddedir. Sırf kendi varlığı itibariyle maddedir.

Kurban Bayramı'nın gelmesi ile Allah Rızası için kurban keserek; maddeyi üç haliyle, enerji-para-varlık olarak kendi nefsinde toplamış olan koyunu, yani maddeyi, Allah Rızası’na yani mana’ya tamamen feda etmiş oluruz.

Madde birçok şekil değiştirdikten sonra, yine Allah Rızası, Allah sevgisi uğruna feda edilmektedir

İslâm'dan önce müşrikler, yaptıkları ve taptıkları putlarına kurbanlar keserlerdi. Fakat onlar, onun bir put olduğunu, insanüstü, madde üstü özelliklerinin olmadığını anlayamazlardı. Bunu anlamaları İslam ile olmuştur.

İnsanı maddeden kurtarıp manaya yükseltecek ilk atılımı ve fedakârlığı Hz. İbrahim (a.s.) ve O'nun saygıdeğer oğlu Hz. İsmail (a.s.) yapmıştır.

Mana’nın maddeye tercihi namazda da mevcuttur. Maddeyi temsil eden başın, en büyük mana olan Allah Tealâ'nın karşısında eğilmesidir. İzah edilmediği takdirde bir yabancının bu hali anlayamaması da bundandır. Çünkü secde eden bir insanın karşısında madde olarak hiçbir şey ama hiçbir şey yoktur.

Kurbanın, etinden ve derisinden, alınıp satılmasından toplumun, konu-komşunun, fakir-fukaranın istifade etmesi gibi farklı boyutları vardır.

Canı et istediği için bir koyun alıp da kesen bir kimsenin, bu koyunun etini fakir-fukaraya dağıttığı pek görülmüş hadiselerden değildir. Et için hayvan kesen kimsenin hareket noktası fizyolojik ihtiyaçtır. Hâlbuki kurban kesen bir kimsenin hareket noktası ise Allah sevgisidir.

Kurban eti üçe taksim edilir: Kendine, fakir fukaraya ve akrabalara. 900 YTL maaş alan birisi 300 ytl ye kurban aldığı vakit bu kurban, onun tam on günlük çalışmasının ürünüdür. Üçe taksim ettiğimizde üçer günden fazla düşer. Yani kurban kesen insan kendisi, kendi ailesi dışındaki insanları, örneğin akrabalarını ve fakir fukarayı da düşünmüş ve en az 6-7 gün onlar için çalışmış durumdadır.

Dikkat edilecek olursa bu kimse, sırf akrabalarına hediye ettiği etin karşılığı olan 200 ytl için tam 5 gün sabahtan akşama kadar yaz-kış, soğuk-sıcak demeden çalışmış, çabalamıştır ve bu parayı kazanmıştır. Sabahleyin evinden çıkıp işine giden ve işinde akşama kadar bıkmadan usanmadan çalışan ve bu emeği karşılığı aldığı para ile aldığı koyunun etini akrabalarına gönderen bu kimse onları hatırlamış, onlara olan sevgi ve bağlılığını isbât etmiş ve nihayet onları ziyaret etmiş durumdadır.

İslâm'da Sıla-ı Rahim (akrabaları ziyaret) esası vardır. Böylece akrabalarına kurban "eti gönderen bu kimse onları hatırlamış, ziyaret etmiş, basit bir hediye yerine en az üç gün çalışarak, kazanarak alıp kestiği kurbanın etinden hediye etmiş olmaktadır.  Zamanından, işinden, emeğinden, parasından fedakârlıkta bulunmuştur. Yani akrabaları için her şeye her zaman hazır olduğunu ima etmiş olmaktadır.

Fakir-fukaraya dağıtılan son üçte-bire gelince:  Yine ömrünün tam beş gününü bu fakir fukaraya adamış, feda etmiş durumdadır. Yani böyle bir insan yoksullara, yetimlere ve fakir-fukaraya emek vermiş, onlara emeği geçmiş durumdadır.

İnsanlar emek verdikleri, kendilerinden bir şeyler kattıkları şeyleri severler, onlara sahip çıkarlar. Uğruna hizmet ettiklerini her durumda gözetirler.

Kurbanın gelişigüzel olmayıp, senenin muayyen günlerinde kesilmesi de, diğer ibadetlerde olduğu gibi, bu ibadette de müslümanlar arası birlik ve beraberlik içinde olmanın lüzumunu göstermektedir.

Normal zamanlarda kesilen hayvan ile kurban olarak kestiğimizin kurban olmasını sağlayan şey kesenin niyetidir. Gerek eti için ve gerekse kurban için olsun her iki halde de koyun kesilmektedir. Yalnız bunları birbirinden ayıran ve birini diğerinden daha üstün kılan şey, kesilişlerindeki gayedir.

Niyet kesilen iki hayvan arasında bu kadar fark oluşturursa birçok işimizdeki gayemizi sorgulamak ve niyetlerimize en mükemmel şeklini vermek gerekmektedir.

Kurban ibadeti dil ile en fazla 2 dakika; beden ile (al, taşı, kes, yüz, parçala, artıklarını at vd.) 1 gün; mal ile 10 gün çalışarak yapılan bir ibadettir. Kurbanı keserken okuduğumuz besmele ve tekbirleri lüzumu halinde başkaları yapabilir, fakat bu hayvanın sadece bizim kurbanımız olabilmesi için onun parasının bizzat bizim tarafımızdan verilmiş olması kat'iyyetle şarttır.

Kurban müessesesi, sanıldığı gibi, öylesine manasız yere kurulmuş bir müessese değildir. Bu müessese, insanda mevcut saldırganlık içgüdüsüne hitap etmek suretiyle, cemiyet içerisinde insan unsurundan kaynaklanan bütün meselelere değilse bile, pek çok meseleye çözüm getirmek ve hiç olmazsa birçok meseleyi yönlendirmek veya frenlemek, birçok kötülüğü yönlendirmek ve hiç olmazsa engellemek için kurulmuş olmalıdır.

İnsanlar ilk günlerden itibaren, taştan, topraktan, ağaçtan yaptıkları putlara ve icad ettikleri ilâhlara kurbanlar adayagelmişlerdir. Bu kurbanlar daha ziyade insanlardan oluşmuş, ayrıca genç kız ve erkeklerden seçilmiştir. Zira gençler kurban edilirlerken, akan kanlarıyla ve can çekişen halleriyle kendilerini seyredenlere daha büyük tatminler vereceklerdir.

Gençler hayata bağlıdırlar ve daha çok yaşama istek ve arzusu içindedirler. Onların bu halleriyle alınıp kurban edilmeleri, geride kalanların böyle durumlara düşmedikleri için hallerinden memnun olup, üzüntü ve kederlerinden kurtulup hayata bağlanmalarını ve yaşamaktan zevk almalarını intaç edecektir. Harplerde intihar vaka’larının" azalması bu sebeplerledir.

Putlara uluhiyet izafe edilip onlara genç insanlar kurban edilerek başlayan kurban hadisesi, suçsuz günahsız insanların Orta Çağda Hıristiyanlığın İlâhı için kurban edilmesiyle devam ediyor. Daha sonra Rönesans ile beraber dinin etkisinin azalmaya başlaması üzerine insanlar, uğruna kurbanlar adayacakları ve onlarla insanları itiraza mahal bırakmayacak şekilde susturabilecekleri yeni ilâhlar aradılar. Para, şöhret, mevki, itibar, rütbe gibi.

Böylece genç, tecrübesiz, fakir, saf insanları bunlarla veya bunlardan biri ile kandırarak, onları, ellerini sürmeden ringlerde birbirlerine öldürttüler. Bu olanları memnuniyetle seyrettiler.

Arenalarda toplanmış onbinlerce insan, omuz başlarına saplanan şişlerin açtığı yaralardan akan kanlarıyla şaşkınlık içinde oradan oraya koşan boğaların, iki kürekleri arasına saplanan kılıç darbesiyle diz üstü çöküp ağızlarından, burunlarından kan boşanarak nasıl can çekiştiğini, oley oley çığlıkları arasında zevkle, heyecanla temaşa ettiler.

Ağızlarına acı biber sürülen ve horoz profesörleri nezaretinde ölümüne dövüştürülen horoz kavgalarını büyük bir zevkle seyrettiler.

Ne için koştuğunu, kazandığında ne olacağını bile bilmeyen atların koşmasını kendinden geçerek takip eden atçılar, kendilerini bu yollarla tatmine çalışıyorlar.

Otomobil yarışlarında arabaların ateş alması ile beraber, nasıl diri diri yandıklarını, büyük bir iştiyakla ve susamışlıkla seyrettiler.

Böylece Ateş-Kan-Ölüm üçgeni, insanları celbeden bir beraberlik oluşturdu ve bir tutku halini aldı.

İslâm Medeniyeti, insanlarda mevcut bu içgüdüyü "Anlamış" ve "Kabul Etmiş" olduğunu, "Nass"larıyla ifade etmiştir. Bu noktada o, diğer Medeniyetlerle beraberlik içinde olmasına karşın meseleye getirdiği çözüm yolu ve usül ile diğerlerinden ayrılır.

İslam, bu içgüdüye insan kanıyla tatmin vermek yerine, hayvan kanı ile karşılık vermek gibi bir yolu benimsemiştir.

Eski cemiyetlerde insan kanı dökmek için kullanılan "İlâhî Otorite"yi, islam, hayvan kanı dökmek istikametinde değerlendirmiştir. Nitekim Hz. İbrahim Peygamber, oğlu İsmail'i kurban etme teşebbüsü içindeyken, İlâhî takdir bunu doğru bulmamış ve koyun kesilmesi şeklinde bu kararı tashih etmiştir.

Kişi ilk merhalede insan kanı dökmeye meyyaldir. Fakat İslâm Medeniyeti, İlâhî Tensibiyle bu içgüdüyü aslî hedefinden bir miktar saptırmış olarak, onu hayvan kanı dökmeye doğru yönlendirmiş ve bu içgüdüyü hayvan kanına şartlamıştır.

Gayet tabiî olarak bu tavrın birtakım sebepleri ve sonuçları olacaktır.

Saldırganlık içgüdüsü, öldürme içgüdüsüdür, aynı zamanda yaşama içgüdüsüdür. Bu içgüdü insanda bir gerilim oluşturur.

Oluşan gerilim, makul bir miktarı aşarsa kişiyi, kendinden başka hiç kimsenin yaşamasına müsaade etmeyecek şekilde birtakım davranış kalıpları içine iter. Kişi, artık kendinden başka hiçbir canlıya hayat hakkı tanımayacaktır.

Yine bu gerilimin muayyen bir seviyenin altına düşmesiyle kişi, yaşama şartlarını yerine getirmek için gerekli gücü kendinde bulamayacaktır. Bu durumda artık hayat duracaktır.

Sonuç olarak bu iki ihtimalden birincisinde, kişi kendisinden başkası için zararlıdır, ikincisinde kendisi için zararlıdır. İşte kurban ile insandaki bu gerilim dengelenir, zararsız hale dönüştürülür, hatta topluma fayda yönünde hizmete dönüştürülür.

Kurban Kesmeyen Medeniyetler'de insan kanı üzerine kurulu sporlar, öncesi ve sonrasıyla, Kurban Kesen Medeniyetler'de, kurban vecibesinin ifası öncesi ve sonrası arasında büyük farklar gösterirler.

İnsan kanı üzerine kurulu sporlar ve eğlencelerde, insan kanı dökülünceye kadar heyecan zirve noktasındadır. Fakat insan kanı döküldükten sonra artık ortalığı bir sessizlik kaplar. İnsanlarda âdeta bir çözülme başlamıştır. Bilhassa boks maçlarının günün yirmidört saati içinde ekseriyetle geceleri yapılması, insanların artık günü tamamlayacak kadar mecali kendilerinde bulamayacak olmalarındandır.

Buna mukabil İslâm Medeniyeti ve bu Medeniyet'in temsilcisi olan cemiyetlerde, kurban kesilmeden önce birtakım çılgınlıklar, değişik ve çeşitli tezahüratlar yoktur.

Kurban kesildikten sonra müslümanlarda bir bitkinlik ve bir pörsümüşlük görülmez. Bilakis kurban kesildikten sonra müslümanlar planlı, programlı bir gayret, çalışma ve faaliyet içindedirler.

İslâm, saldırganlık ve öldürmek içgüdülerinden oluşan gerilimin bir kısmını müslümanlardan almakla ve diğer bir kısmını onlarda geri bırakmakla, mevcut bu enerjiyi insanî hedeflere yönlendirmek istemektedir. Kurban kesildikten sonra, kurbanla ilgili hizmetlerin ifası ve bayramla ilgili yerine getirilmesi gereken hususlar, insanları devamlı bir faaliyet içinde tutmak gayesini takip etmektedir. Böyle bir hedef, en hayırlı Müslüman olmak için başkalarına faydalı olma yönüne yöneltmektedir.

Kurbanın gündüzleri kesilmesi, insanda geri kalan bu enerjinin aktiviteye dönüşmesini sağlamak ve bu dönüşüm esnasında ortaya çıkacak faaliyetler bütünü ile kişiyi kendisinden başkalarına hizmet hususunda eğitmek gayesini taşıyor.Yoksa gecenin karanlık olması ve dolayısıyla beklenmedik kazaların vukuu ihtimaline binaen değildi. Sabahleyin güneş doğduktan ve her yer aydınlık olduktan sonra yine de "Bayram Namaz Vakti" girmeden kurban kesilmemesi, cemiyette mevcut "Sosyal Müesseselerin, "Hizmet Almaya" hazır vaziyete gelmesine müsaade etmek içindi.

Kurban Müessesesi kendine ait iktisadî bir tavır gösterir. Buna ilaveten her ne kadar kurbanlar etleri için kesilmiyorlarsa da, yine de kesildikten sonra etleri çürümeye terk edilecek değildir. Bu durumda dağıtılacak bu etler, dostlukların yeniden canlanmasına,   insanlar arası sevginin,  saygının kuvvet bulmasına, muhtaçların unutuldukları intibaına karşı, düşünüldüklerine ve dolayısıyla yeniden ümitlenmelerine sebebiyet verecektir. Sonuç olarak Kurban Müessesesi, bu seviyede, paranın piyasaya arzı ve insanlar arası ilişkilere hitap etmiş olması itibariyle, iktisadî ve sosyal yönleriyle önem kazanmış olur.

KURBAN HAYVAN KATLİAMI MI?

Denilecektir ki, İslâm Medeniyeti'nin insan kanı dökmeye karşı olan tavrını minnet ve şükranla karşılamak gerekir. Fakat acaba İslam, kurban kesmeyi emretmiş olmakla, gerçekten hayvanlara karşı bir haksızlık yapmış olmuyor mu? Acaba bu kurban kesme vakıası (hayvanların kurban olarak kesilmesi) daha başka yollar ve usullerle telafi edilemez mi?

Cevabımız, milyonlarca koyunun kesilmesi, suçsuz ve günahsız yere bir insanın öldürülmesinden iyidir şeklinde değildir. Bu yapılan ibadeti hedefinden saptırır.

Zira İslamın kendine göre prensipleri vardır. Hayvan kesimiyle ilgili olarak da şu prensipler vardır:

1) Bir koyunun kurban olarak kesilebilmesi için en azından onun bir yaşını doldurmuş olması icab eder. Yoksa hangi şart ve bahane ile olursa olsun bir Kuzu kurban olarak kesilemez. Böyle bir tasarruf hem günah, hem yasaktır.

2) Kuzu dünyaya yeni gelmiştir. Yaşamaya henüz başlamıştır. Bu haliyle onu kurban etmeye kalkışmak, yaşama hakkını onun elinden almak olur. Mademki, o, hayata gelmiştir, kendine ait yaşama sınırları içinde ömrünü tamamlama hakkına sahip olmalıdır. Bu, onun yaratılıştan gelen hakkıdır. İbadet maksadıyla bile olsa, hiç kimsenin bu hakkı onun elinden alma yetkisi ve selahiyeti olmamalıdır.

3) Ayrıca İslâm'da, gebe koyunların kurban edilemeyecekleri hususu da göz önüne alındığında İslâm'ın hayata saygı, her canlının yaşama hakkına riayet, var olma ve varlığını sürdürme konularındaki kabul ve telakkileri, daha kesin ve net çizgilerle kendisini ifade edecektir.

4) Fakat kuzu bir yaşına geldikten veya daha ileri yaşlara eriştikten sonra, mesele ayrı bir veçhe kazanır. Zira artık o, kurban olarak kesilmese de yine kesilecektir. Dünyada hiçbir cemiyet yoktur ki, koyunları ileri yaşlara varıncaya kadar saklasınlar ve daha sonra ecelleriyle ölmeleri için onları meralara başıboş terketmiş olsunlar. Böyle bir şey olamayacağına göre, nasıl olsa kesilecek bir koyunun, bu zaman içinde, kurban adı altında kesilmesinin koyuna getireceği ilave bir külfet olmayacaktır.

Kurbanı hayvan katliamı olarak görenler hiç mi balık, tavuk et vs. yemiyorlar. Onları yedikleri etler, hayvanlar kesilmeden mi onların önüne geliyor. Yedikleri köfteler, çeşit çeşit et türleri için kesilen hayvanlar masum oluyor, cinayet olmuyor da Müslümanların sırf Allah rızası için ibadet amacıyla senede bir kestikleri hayvanlar mı katliam oluyor.

Sonuç, mademki bu içgüdüyü insanlardan çekip almak kabil değildir. Tarih boyunca insan öldürmüşler veya koyun kesmişlerdir. Onlar böyle yapmaya mecburdular. Şayet böyle yapmasalardı, tatmin bulmayan içgüdü birikim yaparak Sosyal Gerilim oluşturacak ve zamanla artan bu gerilim, daha ileri safhalarda Sosyal Patlama yapıp,  cemiyet içerisinde kitleler halinde ölümlere,     yakmalara,     yıkmalara,     vurmalara, kırmalara ve daha başka felaketlere sebebiyet verecekti.

O halde, bu kadar zahmetli, külfetli ve tehlikeli yollar ve usûller denenmek yerine, toplum hesabına çok daha kolay, külfetsiz ve yararlı olan kurban ibadeti yerine getirilmelidir.

Kimine göre bayram, saçıp savurarak eğlenmektir. Yaptığı ibadetten soğumuş ortalama dindara göre ise, yerine getirilmesi 'iyi olur' cinsinden bir gelenek. Oysa Kurban Bayramı Hz. İbrahim'dir. Teslimiyeti, inancı, candan vazgeçişi anlamak için bir vesiledir. Ve insanoğlunun seyrü seferinin günlüğünü tutan ortak hafıza, nisyan ile değil, hatırlamak, ille de hatırlatmakla maluldür.

Palazlanmış, korkusuz egolara sahip, gücü eline geçirdiği anda kendi krallığını yaratan küçük zorbalara dönüşen, teslimiyeti ise yenilgiyle açıklayan çağ insanının en çok ihtiyacı olan şey.

Bayramınız mübarek olsun.

 

Yılmaz ŞEN

12.10.2013

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  
118 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın