• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
KALPLERİN TEDAVİSİ

KALPLERİN TEDAVİSİ

 “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerin içinde olan (kalpler)e bir şifa, ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir” (Yunus Suresi, 57)

 

Müfessirlerin bu ayete yönelik yorumu genellikle Kur’an’ın “ kalplerde bulunan inkâr, şirk, nifak ve şüphe gibi itikâdî hastalıkları tedaviye yönelik bir şifa” olduğu şeklindedir.

Allâme Tabâtabâî bu ayeti daha genel bir ifadeyle şöyle açıklar: “Sadrın (göğsün) daralması giderilince Araplar, (göğsüm şifa buldu) ibaresini kullanırlar.

Bu bakımdan kalbin ya da sadrın şifa bulması demek, bunlarda bulunan ve insanı dünyevi veya uhrevi açıdan huzursuz eden ve hatta şikayetlere götüren her çeşit çirkin vasıfların giderilmesi demektir. İşte Kur’an, gönülleri daraltan ve insanı huzursuz eden her türlü rahatsızlığa bir çaredir.”

Söz konusu ayet, Kur’an’ın bir kısmının değil, tamamının şifa olduğunu vurgulamaktadır. Yani Kur’an gönüllerde olan itikâdî hastalıklara olduğu kadar, olumsuz duygu ve ahlâkî yaralara da bir merhemdir. Hatta davranış ve amellerin kalple yakın ilişkisi ve ona etkisi düşünüldüğünde Kur’an’da açıklanan ibadet ve muamelâta ait ayetlerin bile kalp için “şifa” olduğunu söyleyebilir. 

Özetle Kur’an’ın tüm beyanları ve yönlendirmeleri, kalbi, “selîm” hale getirecek birer reçete hükmünde olduğu için gönüllerin huzur ve inşirâhı, gerçek anlamda ancak Kur’an’la tahakkuk edebilecektir.

Kalbin hasta oluşunun esas sebebi, dini bilgiden mahrumiyettir. İnkâr, nifak, şirk ve şüphe gibi itikâdî hastalıklar olsun, Allah’tan başkasından korkmak, geçici şeylere bel bağlamak, kin, haset ve kibir gibi menfi duygular olsun bütün bunların kaynağı sıhhatli bilgilenmeden yoksun kalmaktır.

Bu durum birçok ayette açıkça vurgulanmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Kur’an’a göre ilim, kuru bir bilgi demek değildir. Aksine kişiyi değiştiren ve geliştiren bir olgudur. “De ki Rabbim beni ilim bakımından artır” ayetinde bu hususa işâret vardır. Hatta ilimleri kendilerine fayda vermemiş kimseler, kitap taşıyan merkeplere benzetilmiştir. Bu itibarla Kur’an’ın bilgi bakımından şifa oluşu, ancak gereğinin icrasıyla gerçekleşebilecektir.

İşte ilmi bu anlamda kabul ettikten sonra diyebiliriz ki sebebi cehalet olan her çeşit “kalp hastalığı”nın çaresi; gönül kapılarının Kur’an’a (ilâhi bilgiye) doğru açılmasıdır.

Gerçekleri hatırlatıcı (zikr) olarak Allah tarafından indirilen bu ilâhî mesaja olumsuz bir yaklaşım sergilemek, Kur’an’a aykırı davranışlarda bulunmak, gönlü daraltacak ve kişiyi tam bir strese sevk edecektir.

Kur’ân-ı Kerim, kalplerin ancak Allah’ın zikriyle mütmain olacağını bildirerek inananların hiçbir zaman Allah’tan gâfil olmamaları gerektiğine işâret eder. Hatta denilebilir ki, kalbin “selîm” hale gelmesine yardımcı olması bakımından zikir (Allah’ı hatırlamak), en etkili âmillerin başında gelmektedir. Konuyla ilgili çok sayıda ayet ve hadisten bahsetmek mümkündür.

Kalbi müspet yönde geliştirmek için en önemli amillerden biri de sâlih amellerdir. Kur’an’ın yapılmasını istediği amelleri yerine getirmek, yapılmasını istemediği şeylerden de uzaklaşmak, kalbin fonksiyonlarını onarır ve geliştirir.

Kötü amellerin kalbi karartmasına karşılık, iyi ameller onu nurlandırır. Kötü amellerin kalpte oluşturduğu siyah noktacıklar, tevbe ile temizlendikten sonra güzel duygu, amel ve vasıflarla kalp adeta gıdalanır ve güçlenir.

Orucun, takvayı gerçekleştirici bir etkisinin bulunması, sadakanın, kişinin manen temizlenmesine ve gelişmesin vesile olması, yetim başı okşamanın kalbi yumuşatması, güzel amellerin kalp eğitimi bakımından önemini vurgulamaktadır.

 

Yılmaz ŞEN

 

  
112 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın