• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
İSTANBUL'UN FETHİNİN YILDÖNÜMÜ

İSTANBUL'UN FETHİNİN YILDÖNÜMÜ

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurdu ki, “İstanbul mutlaka fetholunacaktır; onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Buhari, et-Tarihü’l Kebir,1,81)

Bu, bir müjdeydi. Aynı zamanda müslümanlara bir hedefti, müslüman hükümdarlara görevdi. Emeviler, Abbasiler ve Osmanlı hükümdarlarınca yapılan kuşatmalarda hep aynı hedef vardı. Bu şehrin fethedilmesi gerekiyordu. Çünkü bu fethi her kim gerçekleştirecek olursa, Nebevi müjdeye nail olan asker ya da komutan o olacaktı. Ancak bu kutlu fetih kimseye nasip olmayacak; sadece, 21 yaşındaki Sultan II. Mehmet ve ordusuna nasip olacaktı.

Fetih, rastlantılar sonucu gerçekleşmiş bir hadise değil; bilakis, (sebepler dairesinde) çok ciddi askeri ve stratejik planların bir neticesiydi. Bu meyanda, Rumeli Hisarı inşa edildi, havan topları döküldü, askeri planlar yapıldı. 6 Nisan 1453'de İstanbul son kez kuşatıldı. Günlerce İstanbul surları havan toplarıyla dövüldü, gemiler karadan yürütülerek Haliç’e indirildi. Akşemseddin çadırında dualarıyla fethe destek verdi ve fethin mutlaka gerçekleşeceğini telkin etti. Ulubatlı Hasan Topkapı surlarına çıktı, Bizans bayrağını indirip yerine tekbirlerle Türk bayrağını dikti. Surlardan açılan gedikten Türk askeri içeriye sel gibi aktı. Sultan Mehmet, hocası Akşemseddin ile birlikte, devlet erkânı ve askerleriyle şehre girdi, ‘Fatih’ unvanını aldı. Hz. Peygamberin müjdesine nail oldu.

29 Mayıs 1453 salı günü gerçekleşen fetih, bir çağı kapatıp yenisini açtı. Surlar onarıldı. Anadolu’nun çok değişik yerlerinden gelen aileler şehre yerleştirildi. Her aile kendi memleket ismiyle mahalleler, semtler kurdu; Aksaray, Karaman, Çarşamba gibi. Bedestenler, camiler, hanlar, saraylar, köşkler, çeşmeler yapılmak suretiyle, şehrin imarına çalışıldı ve İstanbul, Osmanlı renkleriyle tezyin edildi. Vakıflar ve külliyeler (üniversiteler) kurulması, dünyanın değişik ülkelerindeki meşhur bilim adamlarının İstanbul’a davet edilmesi, sosyo-kültürel bir değişimi başlatan ilk adımlar oldu.  

Akşemseddin’in Eyüb el-Ensari’nin kabrini keşfinin ardından Eyüb Sultan Türbesi ve Camisi inşa edildi. Eşsiz, sayısız sanat eserleri ve ilim merkezleriyle donatıldı bütün İstanbul. Şairlerin ve ilim adamlarının cazibe merkezi haline geldi. Adına şiirler yazıldı, şarkılar bestelendi. Ressamların en güzel eserlerine konu oldu. Her yerden binlerce ziyaretçinin yöneldiği merkez oldu. Binlerce işsizin ekmek kapısı oldu. Adeta dağı taşı altın oldu. Zamanla yedi tepesi karıştı, yetmiş oldu. Her taraf şehir oldu, sur içiyle sur dışı bir oldu.

Zaman su gibi akar, gelir bu güne. Artık İstanbul o şehir değil, başka bir şehir. İki yüzü olan bir şehir. Bir tarafı gülüyorken diğerinde hüzün var. Çirkinlikleri hep meydanda; güzellikleri tümüyle örtülü. Taksim günaha çağırır; Eyüp tövbeye. Örf, adet, gelenek yerle bir olmuş, insan sokakta satılır olmuş. Yalan, dolan, talan almış gidiyor başını. Rüzgâr batıdan esmiş, Fatih’in ruhu kaybolmuş. Tarihi mekânlara müslümanlardan çok, turistler dolmuş. İşyerleri, cadde ve sokak isimleri tanıdık değil, yabancı dillerde birçok isimler var. (Allah’tan Türkçe Olimpiyatları var da Myshowland adını Türkçeleştirilerek İstanbul Gösteri Merkezi; Anatolia Showland de, Anadolu Gösteri Merkezi yaptı. Darısı diğerlerinin başına!)

Senede bir kutluyoruz fethi. Önce seviniyoruz, ecdadımızla gurur duyuyoruz. Sonra halimize bakıp üzülüyoruz. Ecdad mirasına sahip çıkamayışımıza kahroluyoruz. Fethin nişanesini böyle sefil bir duruma düşüren sefil güruhu kılımız kıpırdamadan seyreden bizlere eyvahlar olsun.

Hz. Peygamberin (s.a.v.) kutlu müjdesini gerçekleştiren büyük sultana özür borçluyuz. Fethin gerçekleşmesinde büyük desteği olan Akşemseddin’e; o müjdeli hadis-i şerifin işaret ettiği askerlerden olabilmek için İstanbul’un fethine katılan, çarpışan, şehit yahut gazi olan şanlı askerlere;  binlerce kilometrelik yolları aşıp İstanbul kuşatmalarına katılan ve şuan memleketimizin muhtelif yerlerinde medfun bulunan peygamberimizin kıymetli ashabına özür borçluyuz. Onların fetih aşkıyla yanıp tutuştuğu, fethine çok büyük katkılar yaptığı bu şehre kültürel, sosyal ve fiziki açıdan sahip çıkamadık bizler..

Tarihi değerlerimiz ve tarih mirasımız, üzerinde horon tepelim diye bize emanet bırakılmadı. Belki mirastan bihaber olanlar bile çıkabilir ve “ne tarihi?”, “ne mirası?” şeklinde sorulara bile muhatap olabiliriz. Şu sorulara vereceğiniz cevaplar, belki bu açıdan konum ve durumunuzu tespitte bir ölçü olabilir: Fatih Sultan Mehmet’in, Yavuz Sultan Selim’in ve diğer birçok tarihi şahsiyetten hangilerinin türbelerini ziyaret ettiniz? (Hepsi de İstanbul’da) İstanbul’u fetih için yola çıkıp şehit olan ve Sinopumuz’un manevi dinamiği Seyyid Bilal’in türbesine uğradınız mı? Topkapı Sarayını; Harbiye Askeri Müzesi’ni; Ayasofya’yı görmek için bir gününüzü ayırdınız mı hiç? Yahut bir mehter konseriyle 500 yıl öncesine doğru seyahatiniz oldu mu?.. Soruları çoğaltarak, kendi tarih duyarlılığı testinizi genişletebilirsiniz.

 

Yılmaz ŞEN

Kuz Köyü - Türkeli / SİNOP

Yenice Mah. Camii İmam Hatibi

 

  
30 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın