• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
AYAKLARIMIZA DİKEN BATIYORSA SUÇLU KİM?

AYAKLARIMIZA DİKEN BATIYORSA SUÇLU KİM?

 

Bir haber: “Hukuk fakültesinde öğrenci olan bir genç kız, Profesör olan annesini, boğazını keserek öldürdü. Ankara Beykent’teki evlerinde tartıştığı annesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve fakültenin eski dekan yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Olcay Tiryaki Aydıntuğ’u, bıçaklayarak öldüren Hukuk Fakültesi öğrencisi (kızı) Başak Aydıntuğ olduğu anlaşıldı.”

Başka bir haber: ”Bursa’da annesini bıçakladıktan sonra boğarak öldürdüğü ve cesedini satırla paçalara ayırdığı iddia edilen zanlının, internette oluşturduğu bir sayfada, dünyaca ünlü seri katilleri tanıtan metinler ile bıçaklama ve işkence sahnelerinin yer aldığı fotoğraflar yüklediği belirlendi. Anne katili M.F.’nin örnek aldığı kişiler listesinde ise “Karın deşen Jack” ve “Charles Manson” gibi seri katiller ile bir filmin başkarakteri “Hannibal Lecter”a ilham kaynağı olan seri katil Albert Fish yer alıyor.”

Hani biz büyükler hep, küçüklerden ve gençlerden şikâyetçi oluruz ya. İşte yukarıdaki haberler de bu türden. Neler oluyor gençlere? Annelerin boğazlarını kesiyorlar, boğuyorlar, öldürüyorlar.  Babasını bıçaklayan, öldüren gençler de var elbette. İnanılması güç, ama gerçek. Bunlar Türkiye’de oluyor. Müslüman bir toplumda oluyor. Öyle bilgiden uzak, eğitimsiz ailelerde filan değil bunlar. Anne katilleri cahil kişiler değil. Evleri kitap dolu, internetleri olan, dünyadan haberleri olan, fakültelerde okuyan kişiler…

Katil çocukları suçlarken yetişme süreçleri üzerinde kafa yormak zorundayız. İnsan “katil” olarak doğmaz. Anneler kendi katillerini mi doğuruyor? Asla! Katil doğmayan çocuğun katil olma sürecindeki hatalarımızı görmek zorundayız.

Çocuklarımızı yetiştirirken onlara vermeye çalıştığımız bir şeyler eksik kalıyor. Üniversite sınavlarında soru çıkmıyor diye dini bilgileri es geçiyor, çocuklarımızın dini eğitimi üzerinde kafa yormuyor, emek harcamıyor, çocuklarımızın dini bilgi ve eğitimini ikinci plana itiyoruz; önemsemiyoruz.

Mesela çocuklarımızı yaz kursu için camiye gönderiyoruz ancak kaçımız gidip çocuğumuzun din eğitimiyle ilgili, hocasından bilgi alıyor, bu konuda aile olarak üzerimize düşen görevin ve sorumluluğun peşinde oluyoruz. Bu sizin için önemli değil mi? Gençlerin gönüllerine Allah ve Peygamber sevgisini nasıl yerleştirelim diye hiç kafa yormuyoruz.

 “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyuran bir Peygamberin müjdesinden bihaber yetişen nesiller yüzünden daha neler duymak zorunda kalacağız.

Diken, boş bırakılan bahçede kendiliğinden yetişir.

Ayaklarımıza batan dikenler ya bizim ektiklerimizdendir, ya da biçmediklerimizden.

Çocuklarımızı camilere sokmak veya göndermek önemli değil, camileri çocukların kalbine sokabilmek önemlidir. Çocuklara sadece Kuran-ı Kerim öğretmek değil, Kuran ve Peygamber sevgisi aşılamak önemlidir. Dini değerleri evlatlarımızın kalplerin yerleştirmek zorundayız.

Camileri çocukların kalbine sokmak için hepimize görev düşüyor. Her müslüman dininin görevlisidir.

Yaz kursları var şimdi her camide ve Kur’an kurslarında. Çocuğumuzun dini eğitimi için bir fırsat. Ellerinden tutup kayıt ettiriyor muyuz? Dinimizi öğrenmeleri ve dini prensipleri rehber edinmeleri için üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Allah ve Resulü bizim ve çocuklarımızın hayatında ne kadar yer alıyor?

Dini duyguların en yoğun yaşandığı, yaşatılmaya çalışıldığı mübarek üç ayların başındayız. Dini heyecanı, kandilleri, sahur ve iftar sofralarındaki manevi atmosferi ailece yaşamalı ve çocuklarımıza bu duyguyu yaşatmalıyız.

 

Yılmaz ŞEN

 

  
75 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın