• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
KARDEŞÇE YAŞAMAYI UNUTTUK

KARDEŞÇE YAŞAMAYI UNUTTUK

 

“Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik; ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: kardeş olarak yaşamayı.” diyor Batılı bir yazar.. 

 

Bir hikâye var, çoğunuz bilirsiniz belki. Babalarından kalma çiftlikte yaşayan iki kardeşin hikâyesi. Kardeşlerden biri evlidir ve çok çocuğu vardır. Diğeri ise bekârdır. Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürler. Günün birinde bekâr kardeş kendi kendine: "Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil" der, "Ben yalnızım ve pek fazla ihtiyacım yok." Böylelikle, her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice diğer kardeşinin evindeki tahıl deposuna götürmeye başlar. Bu arada evli olan kardeş, kendi kendine: "Galiba yanlış yapıyoruz, eşit paylaşımla kardeşime haksızca davranıyorum. Üstelik ben evliyim, bir eşim ve çocuklarım var ve yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler. Oysa kardeşimin kimsesi yok, onun daha çok tahıla ve paraya ihtiyacı var” diye düşünür. Böylece evli olan kardeş her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice diğer kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başlar. İki kardeş,  yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamazlar ve birbirlerinin deposuna durmadan tahıl taşırlar fedakârlık niyetiyle. Sonra, bir gece gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken çarpışınca anlarlar olan biteni. Çuvallarını yere bırakıp birbirlerini kucaklarlar... Hayattaki en yüce mutluluk, sevildiğimize inanmaktır.  Kardeşçe yaşamayı unutuyor insanlar. O yüzden belki de dünyanın her yerinde kan var, üzüntü, var, savaş var, gözyaşı var, dinmeyen acılar var.

 

Bir gün, ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" diye sormuşlar. "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi gönlünde değil dilinde taşıyanları çağırarak onlara bir sofra hazırlatmış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.  Önlerinde sıcak çorbalar ve birer metre boyunda tahta kaşıklar. Demiş ki ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.” Dervişler: "Peki" demişler ve içmeye başlamışlar çorbalarını. Fakat kaşıklar çok uzun saplı olduğundan hiçbiri çorbayı ağzına götüremiyor, hepsi birbirlerinin üstlerine döküp saçıyormuş. En sonunda bakmışlar bu iş böyle olmayacak, bırakıp çorbayı kalkmışlar sofradan hiçbir şey yiyemeden. Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri ay aydınlığı, gözleri sevgi ışığı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" denilice,  her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. "İşte" demiş ermiş; "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman..."

 

İslam dininde kardeşlik bütünüyle inanç/akide temeline dayanmaktadır. Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler birbirleriyle ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının. Umulur ki bağışlanırsınız.” (Hucurat/49/10) Ayet-i kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedir. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olursa olsunlar, hangi kavme mensup olursa olsunlar veya hangi reye sahip olursa olsunlar bütün mü’minler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşidirler. Yani birbirlerinin sadık dostudurlar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Dostluğun ve kardeşliğin gerektirdiği haklara ve sorumluluklara sahip olurlar.

Peygamberimiz (s.a.s): “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü’min olamazsınız.”, “Mü’minler, birbirlerini sevmede, birbirlerine yakınlıkta, şefkat gösterip birbirlerini koruyup kollamada bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir yerinde bir rahatsızlık olduğunda; bunu, vücudun tüm uzuvları hisseder” buyurarak sevgi ve kardeşliği öğütlemektedir.


İslam Dini’nin bu güzel öğütlerinden aldıkları ilham ile “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü'' diyen Yunus Emreler, ''Bu kapı ümitsizlik kapısı değildir, ne olursan ol yine gel'' diyen Mevlânalar ve ''bir olalım, iri olalım, diri olalım'' diyen Hacı Bektaş-ı Veliler hep sevmeye ve sevgiye çağırmışlardır.

 

İnsanlar arasında olması gereken dostlukların azalması, ona bağlı olarak da kin, öfke, hiddet ve düşmanlıkların artması temelde sevgi eksikliğinden ve kardeşlik ruhunun azalmasından kaynaklanmaktadır. Yanlış düşünce ve davranışlarla pek çok kötülüğün en önemli sebeplerinden biri de yine sevgi eksikliğidir. Hâlbuki sevgi olsa, öfkeler diner, düşmanlık duyguları biter. Tüm faziletler, tüm iyilik ve güzellikler, sevgi ve samimiyet ortamında doğar ve gelişirler. Bu bakımdan, günümüzde yaşadığımız rahatsızlıklara karşı Allah rızasına dayanan sevgi ve kardeşlik pınarı herkesin gönlünde çağlamalıdır. Çünkü bu sevgi, bu kardeşlik ve samimiyet olmadan, yüce dinimizin hedeflediği faziletli hayat ve kâmil insan idealini yakalamamız mümkün değildir.

 

Yılmaz ŞEN

 

  
147 kez okundu